TÖVBE

0
28

TÖVBE

Şimdi İmam-ı A’zam’ın öne sürdü­ğü bu üç şartı bir misal ile izah edelim.Daha önce bir îslâm memleketi olan Endülüs sonraları Hristiyanlar tarafın­dan işgal edilmiştir. Müslümanların hiç­bir cihetle mal ve can güvenliği kalma­mış, küfür ahkâmı yüzde yüz tatbik edil­miştir. Bu ise bir İslâm beldesinin gayri müs-limlerce tamamen istilâ edilmesine bağ­lıdır. Meselâ, Batum yüzde yüz Rus hâ­kimiyeti altında bulunduğu ve içerisin­de küfür ahkâmı yüzde yüz tatbik edil­diği için, îmameyne göre «Darülharb»dir. İbadet, in­sanın yaratılış gayesi, varoluş hikmeti­dir. Hiçbir hal, onu, bu ulvî vazifeyi ifa­dan alıkoyamaz.Bu açıklamalar ışığında Çeçenistan’da İslami hükümler yaşanabildiği için İslam Diyarı sayılır. «Darü’l-İslâm, Müslümanların hâkimiyeti al­tında bulunup Müslümanların emn ve eman içinde yaşayarak dinî vazifelerini ifa ettikleri yerlerdir. Müslümanlar ile aralarında müsalâha ve muvadecı bulunmayan gayr-i müslimlerin hâki­miyeti altında bulunan yerler de Darü’l-Harb’tir» (1). El Halîmî, saçı siyaha boyamanın erkekler hakkında mekruh olduğuna, kocası sebebiyle kadının siyaha boyamasının mekruh olmadığına hükmetmiştir. Kur’ân yazılı kâğıtlar, yahut tefsir, hadîs, fıkıh gibi dinî mânâların işlendiği yazıları kese kâğıdı yapmak, hürmetsizliğe mâruz şekilde kullanmak mekruhtur. Bunlar hürmete uygun yerlerde istimal edilmeli, aksi halde yakılıp hürmetsizlikten kurtarılmalıdır.

Bu amaçla yapılan konuşmalar kişiyi yüceltmek yerine, alabildiğine kalitesiz ve basit bir konuma sokar. Kur’an ahlakına asıl uygun olan ise olabildiğince alçakgönüllü bir üslup kullanılmasıdır. Kur’an’da müminlerin bu ahlakı “O Rahman (olan Allah)ın kulları  yeryüzü üzerinde alçakgönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman ‘Selam’ derler.” (Furkan, 25/63) ayetiyle bildirilmiştir. İmama Nevevî’nin bildirdiğine göre, Bir kimsenin başka  bir  kimseye verdiği sözünü –haram olmadığı sürece- yerine getirmesinin en uygun olacağı hususunda alimlerin ittifakı vardır. Ancak, verilen sözü yerine getirmenin vacip veya mustahap olduğu hususunda alimlerin farklı görüşleri vardır. Öncelikle İslam, ön yargıların aksine, kadını sadece evde oturan bir ev hanımı, çocuk bakıcısı ve ev işlerini evirip-çeviren bir düzenleyici olarak görmez.

  • Hamamda setr-i avrete riayet etmeli ve peştamal giymelidir.7.
  • Öğretilen kuşlardan veya ses yansımasından veya sesleri ileten fonograf ve teyp gibi cihazlardan işitilen bir secde ayetinden dolayı tilavet secdesi vacib olmaz.

Mekke’de, Taif’te, Medine’de faizcilik yaparak çalışmadan kazanan, halkın sırtından geçinen -bugünkü ifadeyle-bankerler vardı. Bunlar, belirli süre sonunda verdikleri ana paraya ilave olarak belli bir fazlalığı da almak üzere ihtiyaç sahiplerine borç verirlerdi. Borçlu o belirli süre sonunda borcunu ödeyemezse vade uzatılır, buna karşılık faiz miktarı da artırılırdı. Böylece borçlu çoğu zaman aldığının kat kat fazlasını ödemek zorunda kalırdı. Bu uygulama o derece yerleşmiş ve kökleşmişti ki, Kur’an’ın da ifade buyurduğu gibi, “…alışveriş de faiz gibidir.\. Her hafta sunulan jackpot fırsatlarını kaçırma. PinUpbet güncel adres!5@PinUpbethttps://PinUpcasino-tr.com/;PinUpbet\..” (Bakara, 2/275) deniliyor; faiz de tıpkı alışveriş gibi meşru sayılıyordu. İşte bu hususları bilen bir insanın bilerek bu nevi müesseselere girmesi, tavsiye edilecek bir şey değildir. «Başka bir iş bulamadım», «Zaruret icabı girmem gerekiyor» gibi bahaneleri, kişiyi haklı çıkaracak, üzerindeki mes’uliyeti giderecek gerekçeler olarak görmek mümkün değildir. Çünkü helâl ve meşru daire insanın ihtiyacına kâfi gelecek kadar geniştir. Belki meşru dairede bulduğu ve çalıştığı işin ücreti diğerine nisbetle bir miktar az olabilir, ama hiç olmazsa şaibeli bir para olmaz. Üstelik böyle faiz esasına dayalı bir kuruluşta çalışmayı bir zaruret olarak kabul etmek de oldukça güçtür.

Bu da meşru bir yarış olur, faydalı bir teşvik manasına gelen bir hizmet sayılabilir. Çünkü yarışı kazananlara veriyor, kazanamayanlardan ise bir şey almıyor. Dünya arzusu ve şehvet hisleri ile dolup taşan kimseler için yalnızca bu duyguları tahrik eden sesler haramdır. Şafii mezhebine göre köpek necis kabul edildiği için, köpeğin değdiği yerleri yıkamak gerekir. Ayrıca köpeğin üzerinde necis bir şey yoksa değdiği elbise ile namaz kılınabilir. – Dileriz bütün sakat ihtimali olan doğumlar da sizin gibi mutlu şekilde sonuçlansın…

İslam ahlakını gereği gibi yaşamayan kimselerde ortaya çıkan belirgin bir diğer özellik ise ses tonlarıdır. Kendilerini haklı göstermek, karşı tarafı yıldırmak, ikna etmek veya susturup üste çıkmak için bağırarak konuşmaktan çekinmezler. Asla aşırılığa, hakarete, saygısızlığa neden olacak bir tavır, hal, söz ve harekette bulunmazlar. Hak ve hakikati ifade ederken, Allah hakkını ve kul hakkını rencide etmeyecek söz, tavır ve hareketlerle cevap verirler. İşte bütün bu manalar, onun vicdanında kelimesiz olarak ve bilemeyeceğimiz bir keyfiyette mevcuttur. Ama gel gör ki, o vicdan, günah, isyan, yanlış fikirler ve bâtıl telkinlerle o kadar perdelenmiştir ki, sahibini Allah’a şükrettirmeye mecali kalmamıştır. Ancak yapabildiği, onu başkalarına teşekkürden men etmekten ibarettir. O insan da böylece, şükürsüz yer, tefekkürsüz bakar, düşünmeden yaşar.

LEAVE A REPLY